Tefekkür, varlıklara Allah namına bakmaktır. Şüphesiz, pencereye bakmakla pencereden bakmak bir değildir.
Pencereye bakanlar lekeleri görür, pencereden bakanlar ise, güzellikleri seyrederler.
Tefekkür, mevcudat pencerelerinden Allah'ın isim ve sıfatlarına nazar etmektir.
Yeryüzü ve semavattaki varlıkları tefekkür nazarıyla temaşa edenler, İlahi sanatın mükemmelliği karşısında hayret secdesine varırlar.
Kalplerdeki iman coşar, yakınlari ziyadeleşir. İnce tefekkür duygularına, hislerini de katabilirse, İlahi sanatı seyir ve temaşadan, tarifin fevkinde bir zevk alır.
"Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece gündüzün peşpeşe gelişinde, akıl sahipleri için ayetler(deliller) vardır.
Onlar, ayakta iken, otururuken ve yanlarına uzandıklarında Allah'ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. 'Ya Rabbena, Sen bunları boşuna yaratmadın, Seni tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru' (derler)."
(Al-i İmran, 190-191)
İmam-ı Gazeli, "Sürekli işlenen küçük bir günah, istiğfarı yapılan ve bir daha işlenmeyen büyük bir günahtan daha büyüktür" der.
Çünkü, istiğfar ile insan o günahın atmosferinden çıkıyor, tekrar İlahi ölçüleri eksen alıyor ve ubudiyet tavrını takınıyor iken, "küçük" de olsa istiğfarı yapılmayan bir günah zamanla ölçüleri aşındırıyor ve insanı "yaşadığı gibi inanma" çizgisine sürüklüyor.
Durum bu olduğu halde, "küçük"lük bir meşrulaştırma aracı olarak çıkıyor karşımıza. Gündelik hayatın içinde söylenen nice yalan ve yapılan nice yanlış, "ufak tefek"liğini ileri sürerek masumiyet zırhına büründürürlüyor.
Ama adelet-i İlahi, "Hak haktır; büyüğüne, küçüğüne bakılmaz!" diye hükmediyor. Ve Adil-i Hakim, Zilzal Suresinde Mahşer Gününü tasvir ederek, küçük şeylerin büyüklüğünü de bildiriyor:
"Kim zerre miskal iyiylik yapmışsa onu görür. Kim de zerre miskal kötülük yapmışsa onu görür (karşılığını bulur)."
Hayat, nefis ve şeytanla mücadeleden ibarettir.
Bu dünyada bulunuşumuzun gayesi de budur.
Nefis ve şeytanın arzu ve siteklerine karşı gelebilen, kendini firenleyebilen bu mücadeleyi kazanır.
Onlara uyan ise tahlike içinde kalır. İnsanın en iyi kontrolcüsü, yine kendisidir.
Zaaf noktalarını, nefis ve şeytanın girebileceği gedikleri en iyi kendisi bilir.
Dizginleri iradesinin elinde olduğu sürece nefis de, şeytan da bir şey yapamaz.
Bu mücadelede en büyük silahımız ise kuvvetli bir imana sahip olmaktır.
Güzel söz; gönül alan, onur kırmayan, doğruyu gösteren bütün sözlerdir. İnsanlar arasında sevginin, hakkın üstün tutulması, nefret ve düşmanlığın giderilmesi, hakka uygun sözlerle mümkündür.
Sözlerin en güzeli olan Allah kelamını ümmetine tebliğ eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir çok hadislerinde insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş: bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; "Allah'ım! onlara hidayet et, çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar" diyerek duada bulunmuştur.
Cabir bin Abdullah, Peygamberimizin (s.a.v.) "Kötü söz ve harekette bulunanla kendini kötü söz ve hareketlere zorlayanı ve çarşılarda bağırıp çağıranları Allah sevmez" buyurduğunu rivayet eder.
Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lanet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek, Müslümana yakışmayan hallerdir.
Gıybet diye bilinen kötü huyun Türkçe'deki karşılığı dedikodudur.
Bir kişinin arkasından işittiği zaman hoşlanmayacağı şeyleri söylemektir.
Bu haram bir davranış olup ahlak dışı bir harekettir.
Dedikodu, başkalarında kusur arama alışkanlığının sonucudur.
Bazıları kendi kusurlarını görüp düzeltecekleri yerde, başkalarının eksiklerini araştırıp etrafa yaymaya çalışırlar.
Bu davranışın kötülüğünden söz edilince, yalan söylemediklerini ifade ederek kendilerini savunurlar.
Aslında gıybet eden, yalancı değildir. Zaten yalan söyleseydi, yaptığı iş, dedikodu değil, iftira olurdu.
Peygamber Efendimizden (s.a.m) rivayet edilen birçok hadis-i şeriflerde de gıybetin kesin bir şekilde çirkinliği vurgulanmakta ve yasaklanmaktadır!
"Gıybet, zinadan daha kötüdür. Çünkü bir insan zina eder, Allah'a tövbe eder ve Allah onun tevbesini kabul eder. Ama dedikodu eden kimse, ancak gıybetini yaptığı kimsenin affıyla mağfirete uğrar."
(at-Tergib ve't-Terhib, V, 155)
TEVAZU
Mü'minin makamını yücelten, Kur'an'ın senasına mazhar olan tevazu sıfatı ne demektir?
Abdullah İbni Mübarek tevazu için şöyle der:
"Tevazunun başı dünya nimetinde senden aşağı olanın yanında nefsini alçaltmandır.
Ta ki, böyle yapmakla, dünyalığından ötürü kimseye karşı bir üstünlüğün olmadığını bilmiş olasın.
Diğer taraftan da, dünyalık itibarıyla senden üstün olana karşı nefsini yüksek tutmandır.
Ta ki, onun dünyalıklarından (mal ve mülklerinden) ötürü sana karşı bir üstünlüğü olmadığını öğrenmiş olasın."
GURUR VE KİBİR
Gurur, benlik, kendini beğenmişlik gibi davranışlar, Müslümandan çok uzakta olması gereken vasıflardır.
Zira dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı bu duygulardır.
Hem dünya hayatının sıkıntıları, hem de ahiret azabı büyük ölçüde, bu duyguların yol açtığı fiil ve hareketlerin neticesidir.
Onun için Cenab-ı Hakkın bizlere ihsan ettiği nimetler karşısında, gurura ve büyüklüğe düşmemek, o nimetlerin bize bir ikram-ı İlahi olarak ve imtihan için verilmiş olduğunu idrak etmek zorundayız.
İslam dininde iman, ibadet ve ahlak birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz. İman ile ibadetin hedefi, insanı üstün bir ahlaka sahip kılmaktır.
Hz. Peygamberin (s.a.m.) ahlakını soranlara, Hz. Aişe'nin "Onun ahlakı Kur'an dan ibaretti" demesi, Resul-i Ekremin, ahlak esaslarını tamamlayıp mükemmel hale getirmek için gönderildiğini söylemesi ve Allah Tealanın onu "Şüphesiz sen ahlak güzelliğinin yüce bir mertebesindesin" diye övmesi, ahlakın insan için bir hedef olduğunu göstermektedir.
Müslüman, dinini bir hayat tarzı olarak benimsemeli ve bütün davranışları dine uygun olmalıdır. Dinin hedefi, onu ahlaki bakımdan olgunlaştırmaktır.
Müslüman, kendisinden beklenen olgunluğa erişince, bütün yaratılmışlar için iyi ve güzel duygular besleyecek ve şahsiyetine yakışmayan her kötülükten uzaklaşacaktır.
Midenin sindirdiği yiyecekler, vücutta kuvvet ve enerji şeklinde görüldüğü gibi, onun kalbinin derinliklerine inen iman da kendisini güzel huy şeklinde gösterecektir.